Birliğimiz Kutlu Olsun

“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nda bahsedilen kan, ırkçılıktan çok farklı bir gerçeğe işaret eder. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, derin okumaları ve hayat tecrübesi ile insanlığın potansiyeli üzerine müthiş sezgileri olan bir şahsiyet. Dna’nın görevinin, işleyiş mekanizmasının farkında; bizzat Dna açılımlarını tecrübe ettiği anlaşılıyor.

İnsanlık yeni bir döneme geçiş yaparken eskinin baş aktörleri zorla tutunmaya çalışıyor ama nafile:) Toplumları bölerek, korkutarak en temel haklarımızı gasp etmeye çalışanların maskeleri tek tek düşüyor.

İçinizi ferah tutun. Her ne olursa olsun Anadolu en güvenli yerlerden biri. Dna’mızda bu toprakların kadim hafızası mevcut.

İşte tam da bu yeni dönemde adil, insan olmaya yakışır bir yönetim için birlik olma, konuşma, düşünme, plan yapma ve kamuoyu oluşturmaya ihtiyacımız var. Hep beraber toplumsal yaşayış kılavuzlarını hazırlama zamanı geldi.

Bazılarımızın görevi başladı. Kimimiz yanlışlara dikkat çekiyoruz kimimiz yeni bakış açıları getiriyoruz. Kısaca bir yandan zararlı ve toplanması gereken otları işaret ediyor bir yandan yeni tohumlar ekiyoruz.

Bazılarımız henüz bekleme halinde ve neyi beklediğini tam olarak bilememenin gerginliği içinde. Bu durumda yapılacak en sağlıklı şey gevşemek. Bilinç üstüne çıkmak isteyen bilgi, kendisini en rahat gevşemiş bir bedende ifade eder. İçinizde böyle bir his taşıyorsanız gevşemenin yollarını arayın.

Dna kodları açılmaya niyet ettiyse önünde hiçbir güç duramaz. Gergin bir beden, bu açılışı travmatik hale getirir. Nefesle, yürüyüşle, namazla, tefekkürle, doğayla, meditasyonla ya da sizi her ne gevşetiyorsa…

Bireyler gevşedikçe toplumsal gerginlikler de azalıyor ve birbirimize güvendikçe ilerleyiş kolaylaşıyor.

Uyanışımız, birliğimiz yani Dna açılımımız kutlu, mutlu olsun :))

Temkinli Gayret Zamanı

Dünya üzerindeki mevcut kurumların tıkandığı artık çok net görünüyor. Beklenen çöküş süreci ister kasıtlı olsun ister doğal hızlandı.

Burada kim ne yaptı, bedel ödetelim derdine düşmeden önce yapılması gereken acil işler var.

Tarihi iyi okuyunca anlaşılan ilk şey şu:

Zor dönemlerden işbirliği yapanlar, yardımlaşmayı ve paylaşmayı becerenler güçlenerek çıkıyor. Bu açıdan bakınca dünyanın doğusu batısından daha avantajlı gibi görünse de kim uyanan insanlığa karşı baskı uygulamaya kalkarsa bedelini ağır ödeyecek.

Batı halkları bakalım bu kışı nasıl atlatacak? Uzun zamandır refah ekonomisine alışmışlardı. Yorganı ayaklarına göre çekmeye alışabilecekler mi? Yoksa ilkel korkularının bir yansıması olan ırkçılığa gene mi teslim olacaklar?

Açıkçası İngiltere dünya tarihine enteresan bir örnek olarak geçecekmiş gibi duruyor. Dünyayı sömüren bu zihniyet batan Avrupa gemisinden çok hızlı bir şekilde çıktı. Görünen o ki ABD ile bağları koparmaktan da kaçınmayacak. Uzaklarla ittifak yapma peşinde olsa da coğrafi gerçeklerle karşılaşmaya başladı bile. Hiç bilinmez belki kafalarında yeni, uzak coğrafyalara yerleşmek bile olabilir. Siz onların yerinde olsanız iklim krizinin içinde güvenli liman olarak nereyi veya nereleri seçerdiniz?

Ülkece çok daha temkinli olmamız gerekiyor. Hem içerde yeniden tesis edilmesi gereken bir cumhuriyete sahibiz hem de coğrafi açıdan güvenli bir geçiş noktası olarak görünen Anadolu’ya göz dikenler var.

Bugün kadın, erkek vicdanı ve aklı olan hepimizin, bizi ayrıştıran kalıplardan kurtulup bir araya gelmesinin zamanı!

Pozitifte Kal

Kaybedeceğini anlayanlar, kaybetmekten korkanlar var. Bırak hata üzerine hata yapsınlar.

Ne olursa olsun pozitifte kal.

Yaşamak istediklerine odaklan.

Bilinç seviyesi yükseliyor. Fark et.

Yüklerinden kurtul, sadeleş.

Mümkün olduğunca temiz su iç.

Toprağa çıplak ayak bas.

Açık havaya çık; ufka bak, bulutları ve yıldızları seyret.

Güneşin doğuşunu, batışını izle.

Bu yaz güç topla.

Hazırlan.

Umut Var

Önce salgın, ardından gıda fiyatlarının yükselişi ile beraber kıtlık bilincinin tetiklenmesi…

İster bilinçli bir el tarafından organize edilsin ister doğal yolla gerçekleşsin zor zamanlardan geçiyoruz. Bu zorluklar kimilerini çaresizliğe itse de kimileri de daha adil, daha paylaşımcı, daha çevre dostu ve barışçıl bir dünya için kolları sıvamış durumda.

Burada en mühim olan farklılıklar yerine benzerliklere odaklanmak. Birbirimizi tehlike olarak görmekten vazgeçmek.

Bizi birbirimize düşürenlerin oyunu bozulursa savaş tehdidi ortadan kalkar. Silahlara, güvenliğe harcanan kaynaklar eğitime, sağlığa, bilime yönlenebilir.

Maskelerin düştüğü, kurumların yozluğunun ortaya çıktığı bu yıllar bildiğimiz insanlık tarihinin en büyük sıçrayışına bizi hazırlıyor.

Elon Musk enteresan bir karakter. Bir şekilde insanlığın gelişimine katkı sunuyor. İlk yıllarda büyük sermaye onu küçümsedi. Fakat uçuk gibi görünen hayallerini gerçekleştirme azminden o kadar korktular ki onlar da kendilerini yarışa katılmak zorunda hissettiler.

Tesla olmasa elektrikli otomobiller için daha ne kadar beklemek zorunda kalırdık acaba?

Elon Musk’ın Twitter’ı satın alması, platformu daha güvenilir hale getirme kararlılığı önümüzdeki günler için mühim bir adım. Devletlerin parasal olarak sıkıştığı, toplumsal sabırların tükendiği böylesi bir dönemde küresel olarak şeffaflığa her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

IMF, Dünya Bankası satır aralarında küresel gidişatın mevcut kurumlarla yönetilemeyeceği mesajını veriyorlar. Kısaca yeni kurulacak küresel organizasyonlara işaret ediyorlar.

Peki bizler mevcut kurumlara zaten güvenmezken bu yeni kurumlara güvenmemiz için şartlar elverişli mi? İşte burada halkların küresel dayanışması, daha şeffaf ve adil yönetimler için baskı unsuru olması kilit önemde.

Teknoloji devletlerden bağımsız olarak geliştikçe, kendi finansal ekosistemini yarattıkça, haberleşme kanallarını açık tuttukça umut var demektir.

Bir Simülasyonun İçindeyiz

Uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi Elon Musk dile getirmiş.

“İnsanlık bir bilgisayar oyununun içinde.”

Bu iddiayı en dikkat çekici şekilde Wachowski kızkardeşler Matrix(1999) filmiyle ekrana taşımıştı.

İnsan bedeni uzun yıllar önce bir müdahaleye uğramış olabilir mi? Şu anki gelişimimizi açıklayan ara türümüz henüz bulunabilmiş değil. Bizi diğer memelilerden ayıran büyük sıçrayışın evrimsel kanıtına bir gün ulaşacak mıyız? Yoksa daha zeki varlıklar tarafından modifiye edildiğimizi mi anlayacağız?

Beden çok karmaşık. Karşımızda çok akıllı bir yazılım olduğu sonucunu çıkaran bilim insanlarının sayısı her geçen gün artıyor. Evet doğru okudunuz yazılım. Zaten Elon Musk’ın göndermesi de tam bu yüzden.

Bu fikir aklıma ilk 33 yaşımda düşmüştü. Bir gün, kısacık bir an diliminde sanki içimde zipli-sıkıştırılmış bir dosya açılmış ve atalarımla ilgili birçok bilgi kendiliğinden akmış ve birleşmişti. Bilmiyorum belki de nöronlarım arasında köprü vazifesi gören bir bölüme elektrik ulaşmış ve böylece dağınık bilgileri birleştirebilmiştim. Ama işin tuhaf tarafı o bilgilerin en önemli bölümü, bilinçli zihnimde yer almıyordu. Doğru olduklarını araştırdıktan sonra öğrendim.

Üstüne bir de bir başka kişide, ruhun bedenin hakimiyetini, elinden kaçırabileceğini gözlemledim. Sonra anladım ki yıllar önce ben de böyle bir tecrübe yaşamış neyi neden yaptığımı anlamadığım saçma bir dönem yaşamıştım.

Korku, kıskançlık, nefret, utanç gibi çok kuvvetli hissedilen negatif duygular beden üzerindeki hakimiyetin kaybedilmesine yol açabiliyor ve direksiyona tam olarak adlandırmakta zorlandığım bir başka güç geçebiliyor. Zaten bu bilgi tüm kadim kitaplarda, felsefi öğretilerde, dini referanslarda, sanatta farklı şekillerde anlatılıyor.

Peki bu hayat bir oyunsa kimler, ne amaçla yazdı?

Ruhun insan bedeninde tekamül etmesini isteyenler kimler olabilir? Gelecekteki insan soylu nesillerimiz olabilir mi?

Bir diğer olasılık başka gezegenlerin hatta galaksilerin bir oyunu veya okulu olabilir miyiz?

Belki dünyaya ihtiyaçları var; niyetleri mavi küreyi emekli cenneti bir gezegen olarak kullanmak ama fiziksel yapıları bizim atmosfere uygun değil. İnsanı ehlileştirmeye çalışıyorlar ki ruhları bizim bedenlere transfer olduğunda barış ve neşe içinde, bolluk bilinciyle rahat rahat dinlenebilsinler. Kim bilir?

Bu ihtimalde Avatar olarak hazırlanan insansının, öncelikle ilkel hormonlarının ve güdülerinin etkisinden sıyrılmayı başarması gerekiyor. Milyonlarca yıllık beden hafızasını resetlemek pek de kolay bir iş olmasa gerek. Vahşi hayvanlar, soğuk, açlık, karanlık… Yabancı olan her şeyi tehdit olarak algılayan bir beyin.

Kısaca insan bedenleri bir nevi avatar. Ruh bir bedeni seçiyor veya bedene atanıyor. Muhtemelen öğrenmesi gereken bir ana dersi ve birkaç seçmeli dersi var.

Öncelikle geldiği beden, atalarının izlerini taşıyor. Bunlar sadece fiziksel özellikler değil nötürlenmemiş hisler, duygular, alışkanlıklar… Bir de anne karnında beden kayıt tutmaya yani programlanmaya başlıyor ve bu durum 5 yaşına kadar devam ediyor. Beyin her gördüğünü doğru olarak belleyip kaydediyor. Bilinç ancak o yaştan sonra aktif olarak devreye giriyor.

Beş yaşına kadar özgür ve korunaklı yetişmiş bir bilinç, doğal olarak sorgulamaya güvenle başlıyor. Tersi durumlarda ise sorgulama mekanizması ya devre dışı kalıyor ya da arızalı oluyor. Bugün bu durum insanlığın gelişimi için kritik önemde.

Bir sebeple insanlığın bu oyunu kazanmasını, tekamül etmesini istemeyen bir grup var. Belki onların görevi de insanlığı zora sokmak. Bunun içinde özellikle küçük yaştaki çocukları hedef alıyorlar ki sorgulama becerileri gelişmesin. Çünkü oyunun en önemli noktası özgür irade ile seçim yapmak. Özgür irade olmadan oyunu kazanmak mümkün değil.

İşte Elon Musk bu oyunun kurallarını çözdüğünü söylüyor? Ne dersiniz çözmüş olabilir mi?

Nasıl Bir Demokrasi

Yaşam biçimlerimiz elimizin altındaki telefonlarla inanılmaz bir şekilde değişti. Artık bilgi her an, her yerde. İletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolay. Sağlık, eğitim, finans, ticaret tüm alanlar bu değişime ayak uydururken siyaset mekanizması yerinde sayıyor.

Demokrasi evet ama nasıl bir demokrasi? Kesinlikle daha katılımcı, daha şeffaf ve hesap sorulabilir.

Birinci soru

Artık bir milletvekiline dört sene boyunca bu kadar yetki vermeye gerek var mı?

İkinci soru

Bu kadar merkezi bir yapıya gerek var mı?

Üçüncü soru

Bağımsız milletvekili kavramı ön plana alınamaz mı?

Öneriler

Yerel yönetimler, şehrimizde veya ilçemizde alınacak kararlar için çok hızlı şekilde kamuoyu yoklaması yapabilir.

Tüm yönetimler yaptıkları işlerle ilgili halkı daha sık bilgilendirebilir.

Halk, kararların bir parçası oldukça toplu yaşama olan güveni artabilir.

Tüm yetişkinler, belli bir süre vatandaşlık görevi olarak kamuda hizmet verebilir. Bu yönetime katılımı arttırdığı gibi vatandaşlık bilincinin gelişmesine katkı sunabilir.

Kamuya güven arttıkça, vergilerin doğru şekilde hepimize hizmet olarak döndüğü görüldükçe vergi gelirleri artar. Herkes vergi verdikçe ve bundan adil olarak yararlandıkça toplumsal huzur ve refah yeşerir.

Tüm gelişmiş ülkelerde çağa uygun yeni yönetimler nasıl kurulabilir, neler denenebilir tartışılıyor. Özellikle gelişen teknolojinin bireysel özgürlüklerimiz üzerinde oluşturduğu tehditlerden nasıl korunabiliriz, çevre dostu ve ucuz enerji kaynaklarını nasıl arttırabiliriz ve bu kaynakları nasıl daha adil paylaşırız öne çıkan başlıklar.

İşin enteresan tarafı tehlikenin en çok farkında olanlar ve bu konuda kaynak ayıranlar yeni teknolojilerden para kazananlar. Para kazanıyorlar çünkü geleceği okuma yetenekleri var ve hem doğanın hem sömürülenlerin intikamının acı olabileceğinin farkındalar.

Gelecek Geldi

Aynı kısır tartışmalar pişirilip pişirilip önümüze konuyor. İnsanlık büyük bir dönüşümün içindeyken, eski model ezbere kamplaşan kitleler, yüksek tonlu atışmalar…

Ne işe yarıyor? Hiç, koca bir hiç. Sadece yerimizde sayıyoruz demek isterdim ama ne yazık ki hızla gerilere düşüyoruz.

İnsanlığın bunca badireden kurtulup hala dünya üzerinde yaşıyor olmasının temel sebebi adaptasyon kabiliyeti ve örgütlenebilmesi. Bugün bilim bize, geçmişte sayısını tam bilemedimiz kadar insan türünün aynı zamanda yeryüzünde yaşadığını gösteriyor. Neden tek türe düştük, bu tek baskın türün özelliği neydi? Dna’mızda hangi insan türlerinin kalıntılarını taşıyoruz? Tekrar büyük bir dönüşümün içindeyken ne kadarımız yola devam edebilecek? Aklı başında olan memleketler bunları düşünüp geleceği planlamaya çalışıyorken biz neler yapıyoruz?

Bu ülkenin acilen yeni bir beyaz sayfa açmaya ihtiyacı var. Özellikle son yüz elli yılımızı tarafsızca, ezberden çıkarak gözden geçirmemiz şart. Yüzyıllarca geniş bir coğrafyaya hükmettikten sonra elimizde kalanla, yeni bir cumhuriyet kurduk. Bunun ağır travmaları elbet olacaktı ama artık bir asır geçti aradan. Halı altına süpürdüklerimiz, görmezden geldiklerimiz, yıllardır düşmanlarımızın bize karşı kullandığı kozlar haline geldi.

Artık geçmişimizle hesaplaşma ve helalleşme zamanı. Sömürgecilerin saldırısı altında dağılan Osmanlı’dan, genç ve bir ülkü etrafında toplanmış modern bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak büyük bir başarıdır. Fakat her büyük başarıda olduğu gibi o kadar kısa zamanda, can havliyle var olma savaşı veren Cumhuriyet’in bazı hatalarının olması da kaçınılmaz.

Açıkça konuşmadığımız her konu çıkar çevreleri, cemaatler, yasadışı örgütler tarafından kullanılıyor ve çarpıtılıyor. Dürüstçe tarihimize bakmamız Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmak yerine sadece güçlendirir. Hatalarımızdan ders alarak daha güçlü yola devam etmemizi sağlar.

Geçmişin kavgalarını bitirip hızla geleceğe hazırlanma zamanı. Daha doğrusu gelecek kapımıza geldi. Zili çalıp duruyor ve bizi dışarıya, yeni bir çağa çağırıyor. Açıkça görünen o ki geçmişe takılmış tartışanlar zili duymazken kapıyı açıp, yeniye adım atmak kadınlara ve gençlere kısmet olacak. Yolumuz açık, yolculuğumuz keyifli olsun.

Sular Isınıyor

Dijital kuşak ile eski toprak arasındaki savaş geçen hafta Gamestop hissesi ile iyice görünür hale geldi. Aslında kapışmayı “açığa satış” kavramı üzerinden değerlendirmek en doğrusu.

Açığa satış, kısaca elinizde olmayan bir hisse senedini hissenin düşeceğini tahmin ederek satmanız ve tekrar alım yaparak pozisyonu kapamanız işlemi. Aslında ilk çıkış amacı, üretim yapanların piyasadaki fiyat oynamalarına karşı korumak.

Uzun yıllardır açığa satış ne yazık ki temel amacından sapıp tamamen spekülasyon ve manipülasyon aracı haline gelmiş durumda. Zaten tüm piyasalar, vahşi kapitalistlerin paraya takla attırma hırsından ötürü tamamen kontrolden çıkmış vahşi bir at gibi. Bu azgın at artık çatlamak üzere.

Oyun bitti mi gerçekten

Tekrar konumuza dönelim. Gamestop hissesinde bir fon açığa satışa geçince küçük yatırımcılar Reddit’de birleşip toplu halde alıma geçti ve fon birkaç günde 5 milyar dolar zarar etti. Şimdiye kadar küçük yatırımcının zararlarını görmezden gelen, salgın başından beri trilyon dolarla ifade edilen, çalışanlardan zenginlere transfer edilen paranın peşine düşmeyen sistem, 5 milyar dolar için ayağa kalktı. Çünkü ilk kez içlerinden birinin canı yanmıştı. Öyle ki bazı aracılar hissenin alım satımını durdurdu bazıları izin almadan yatırımcıların hisselerini satmaya başladı.

5 milyar dolar küçük gibi görünse de olay mühim. Sistemin maskesi düşerken küçük yatırımcılar birleşerek tek tek hedef aldıkları kurumların canlarını acıtabileceklerini gördüler.

Üstelik yeni teknoloji kurucuları eski sisteme karşı küçük yatırımcının yanında. Dünyanın en zengini ünvanını eline alan Elon Musk bitcoini twitter profiline ekledi, bir yandan açığa satışı sorgulayan paylaşımlar yapıyor. Twitter kurucusu Jack Dorsey zaten uzun zamandır bitcoinin destekçisi ve tüm sistemin şeffaflığı için kafa yoranlardan.

Amerika’nın haraç sistemi Swap’a alternatifler geliyor. Artık gençler 7*24 parayı hareket ettirmek, hareket ederken zamandan ve maliyetten kazanmak istiyor. Eskiye tutunmak isteyenler ortalığa ne kadar korku salmak istese de görünen köy kılavuz istemez.

Bu çağda en çok para kazananlar yeni teknoloji ile uğraşan gençler. Para hızla onların elinde toplanıyor ve eskilerin dediği gibi “parası olan düdüğü çalar.”

Sıçrayış Öncesi Son Hamle

Şu ana kadar okuduklarımdan anladığım, insanlığın, MÖ 12.000-10.000 arası ve MÖ 6.000-4.000 arası iki büyük sıçrayış yaşamış olduğu. MÖ 6000-4000 arası bulunanlardan Sanayi Devrimi’ne kadar geçen sürede kayda değer bir ilerleme yok.

Teknolojik olarak ilerler gibi görünsek de aslında bazı egoist gruplar bu ilerlemenin hızını kendi çıkarları doğrultusunda yavaşlatmış. Misal dünyanın güneş etrafında döndüğü bilgisinin kamusal hale gelmesi neredeyse 2 bin yıl sürmüş. Bu arada çok kelleler uçmuş maalesef.

Bundan yüzyıl önce bilim dünyasında başta Tesla olmak üzere bazı bilim insanlarının daha ucuz enerji, daha çevre dostu materyaller konusunda büyük buluşları saman altı edilmiş. Oysa bugün, o bilgilerle enerjiyi, çevreyi koruyarak çok daha ucuz üretebilirdik.

Şimdilerde konuşulan bir iddia var; güneş sisteminde dünyayı etkileyen 26 bin yıllık bir döngü olduğu; 6.500 yılda bir iklimin, manyetik alanın ve daha birçok şeyin farklı özellikler gösterdiği; bu geçişler sırasında tüm varlıkların bir nevi uyumlanma dönemi yaşayıp büyük sıçrayışlar yaşadığı.

Kimileri bu bilgilerin bir Nato ülkesi sınırları içindeki dini bir merkezde saklandığını söylüyor. O dini merkezin ise kutsalı çarpıtarak dünya yönetimini ele geçirmek isteyenlerin paravanı olduğu hep iddia edilir.

Komplo teorilerini bilemem ama gördüğüm çok açık bir şey var. Matbaa ile bilgi yaygınlaşmış ve bu büyük bir aydınlanmaya vesile olmuştu. İnternet ve yapay zeka çalışmaları bizi yepyeni bir döneme hızla hazırlıyor.

Değişime direnenler yıkıcı erilin temsilcileri ve mevcut düzenden en çok çıkar sağlayanlar. Değişimi hızlandıracak, insanlığı bir sonraki döneme taşıyacak olanlarsa kadınlar ve gençler.

Demokrasinin gerçek anlamda işlediği dünyanın en iyi yönetilen ülkelerine bakın. Hepsinde yönetim son on yılda hızla gençleşti ve kadının ağırlığı arttı. Değişime hızlı adapte olanlar büyük bir sıçrayış gerçekleştirdiğinde geride kalanları bekleyen büyük bir kaos olabilir.

Devrimler sokaklarda değil beyinlerde gerçekleşir. Sokağa çıkmadan bilgiye ulaştığımız, bir tuşa basarak kamuoyu yaratma gücümüzün olduğu bu devirde bizi durdurmak isteseler de ok yaydan çıktı bir kere. Yaptığımız sadece sıçrayışa ivme kazandırmak için geriye çekilmek. İleriye atıldığımız zaman, bunu gerçek bir çekiliş sananların yüz ifadelerini görmek için sabırsızlanıyorum 🙂

Fırtına Öncesi Sessizlik

Herkes biliyor sona gelindiğini. Artık nefesler tutulmuş bekleniyor. Bu bir yılın kapanışından çok daha büyük bir kapanış. İskambilden kule… Yıkımın suçlusu olarak da salgını bahane edecekler.

Altında kalanlar çok olacak ama biz yola devam edeceğiz. Dünyanın her yerinde değişim rüzgarları var. Kadınlar, gençler akın, akın geliyor. Bu değişime ayak uydurmuş erkekler de ön plana çıkmaya başlıyor.

Her birimizin dili, rengi, inancı, kökeni, yönelimleri çok kıymetli. Hepimiz insanlık tarihinin, canlı kanıtlarıyız. Bugüne gelmeyi başardık. Bugünden sonra da kardeş olduğumuzun bilinciyle elele, farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunun farkında, bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara inat doğayı koruyarak dünya cennetinin keyfini çıkaracağız.

Son yıllarda o kadar çok kriz yaşadık ki içimize kapandık. Tüm dünyada yaşananları idrak etmekte zorlanıyoruz. Dünya çok hızlı bir değişim sürecinde. Esnek ve hızlı olanlar büyük avantaja sahip olacak. Seçim yasasını düzenleyip, milletvekili aday listeleri bir kadın, bir erkek olacak şekilde acilen seçime gitmeliyiz.

Aday listelerinde gençlere, bilim insanlarına, yeni teknolojilerden anlayanlara; tarıma, doğaya, tarihe sahip çıkanlara; sosyal sorumluluk projeleri ile elini taşın altına koymuş olanlara yer vermeliyiz.

Seçimden sonra iş başına gelen hükümet, sivil toplum kuruluşlarından da destek alarak tüm sistemi gözden geçirmeli. Gerekirse plan dahilinde yıkıp yeniden inşa etmeli.

Sistemin çökmesi ve otorite boşluğu olması en tehlikeli olan. Maalesef hazırlıksız olan ülkeler büyük kaos yaşayacak.

Biz sistemimizi kendi seçtiğimiz genç, dinamik ve içinde tecrübelilerinde olduğu yeni bir parlamento ile yeni baştan kuralım. Atatürk’ün ve ninelerimizin, dedelerimizin bize emanet ettiği bu cumhuriyeti ilelebet yaşatmak için harekete geçme zamanı geldi.