Dolar Tuvalet Kağıdı Olma Yolunda

Amerika’da, haftalardır kağıt havlu ve tuvalet kağıdı bulunmazken piyasaya inanılmaz bir şekilde dolar enjekte ediliyor. Açıklanan son paket 2,2 trilyon dolar. İnsanlar canlarının derdindeyken her zamanki gibi sadece piyasaları düşünüyorlar. Yakında tuvalet kağıdı yerine paralarını kullanmaya başlarlarsa şaşırmam.

Trump, bugünkü açıklamasında bu salgından 100,000 ile 200,000 arası bir kayıpla kurtulursak başarılıyız dedi ve krizin Haziran ayına kadar süreceğini öngördü. Amerika’da işgücü piyasası için iki ay çok uzun bir süre. Vahşi kapitalizm bu değilse ne olabilir?

Geçen sene beklediğim iç karışıklığın ayak sesleri duyuluyor sanki. Salgınla beraber silah satışları %800 artış göstermiş. Mağazalar vitrinlerinin önüne barikatlar kuruyor. Eğer işsizseniz yandınız. Sigortasız bir kadına Corona tedavisinden sonra çıkarılan fatura 35,000 dolar ve işsizlik başvuruları rekor seviyelerde.

Bu salgın bittiğinde bir nevi turnusol kağıdı görevi görecek. Hangi ülkeler bu sınavdan geçebilecek bakalım? Özellikle sağlık sistemini özelleştirenlerle sosyal devlet iddiasında olanların karşılaştırılması bize gelecek için yol gösterebilir.

Bakalım dünyanın patronu, salgından sonra patronluğuna devam edebilecek mi?

Sokaklar Gençlere Kalsa

Bu salgın devam etse, sırasıyla 60, 55, 50, 45 yaş dışarı çıkamasa… Hatta 40, 35, 30… Çocuklar, gençler bizsiz diledikleri gibi dışarıda olsalar ne olurdu? İsterler miydi tekrar sokaklara dönmemizi?Yasak, dur, aman, ayıp olmadan özgürce deneyimleselerdi hayatı. Sakınmaya mı geldiler, öğrenmeye mi? Hayatla ilgili en temel bilgiler okulda mı gerçek hayatın içinde mi? Onları koruyacağız derken ipin ucu kaçtı mı?

Bizi denetim altına almak isteyenler korkutarak çoktan amaçlarına ulaştılar mı? Kendini bilmeyen, tecrübesiz, korkak, özgüvensiz bir nesli yönetmek ne kolay olur. Onlar ne grev yapabilir, ne öğrenci olayları ne protestolar gerçekleşir. Onlardan sistemi sorgulamaya cesareti olan entelektüel de çıkmaz.

Tanıdık geldi mi bilmiyorum ama benim gözümün önüne bizim nesil geliyor hemen. Netflix’de insan davranışlarını incelemek için 100 kişiyle yapılan deneyler üzerine kurgulanmış bir belgesel serisi var. İkinci bölümde 100 kişiyi yaş gruplarına göre ayırıp yarıştırıyorlar. 20’ler, 30’lar, 40’lar, 50’ler, 60’lar. Hafıza, beceri, koordinasyon, ekip çalışması… 40’lar açık ara berbat. Bir sandalyeyi koordine olup monte etmeyi dahi başaramıyorlar. Sürekli bir söylenme halindeler. Başaracaklarına inançları yok, süreçten keyif almak diye bir kavramdan uzaklar.

Denebilir ki her 40 yaşına gelen öyledir. 60’lıkları 20 sene önce görsen onlar da öyleydi denebilir. Haklılık payı olabilir ama bizim özel olarak yetiştiriliş tarzımızın da etkisi olduğunu düşünüyorum. Biz sonuca yönelik, yarış atı gibi yetiştirilen bir nesiliz. Anne ve babalarımızın ağır otoritesi altında büyüdük. Şimdi de çocuklarımıza bizim yarışta eksik kaldığımız noktaları tamamlamaları misyonunu yüklemeye kalkıyoruz ama temel bir sorun var. Biz anne ve babamızın otoritesine benzer bir otorite kurmadık. Onun için ki şu dönemki ergenlik problemleri çok daha farklı bir noktada ve bakalım bizi neler bekliyor.

Açıkçası yeni dünya düzenini genç ve adil zihinlerin kurmasını arzuluyorum. Yıkılan düzende kimin ayakta kalacağını, kartların karıldıktan sonra kimlere nasıl dağılacağını göreceğiz. Şu an inanılmaz bir savaşın tam ortasındayız. Dilerim bu yıkım kısa sürede sona erer ve insanlık daha paylaşımcı, daha biz duygusuyla hareket etmeyi öğrenir.

Büyük Dönüşüm Başladı

İki ay önceki yazımda sormuştum yıkım salgın, tufan, kıtlık acaba hangisiyle gelecek diye? Cevap salgın olarak geldi. Kasıtlı mı kasıtsız mı soruları havalarda uçuşuyor. Başlangıcı ne sebeple olursa olsun bizi hızla yeni bir dünya düzenine doğru götürüyor. Yeni sistem kurulurken muhtemelen mevcut düzenin büyük aktörleri arasında kıyasıya bir var olma ve ardından ayakta kalanlar arasında üstün olma mücadelesi olacak. Belki yeni oyuncular çıkacak sahneye. İzleyip göreceğiz. Paranın el değiştireceği, eski ekonominin enkaz altında kalacağı kesin görünüyor. Bu işin sonu sanki ya taş devrine dönüş ya uzay yolu.

İhtiyacımız olmayan bir tüketim çılgınlığının içine sürüklendik. Altı üstü dört duvar sahibi olmak için insanlar olmayacak borç yüklerinin altına gönüllü olarak girdi. Yeni teknolojilerle, çevreyi kirletmeden enerji üretmek mümkünken petrol için milyonlar evlerinden edilip, ülkeler iç savaşa itildi.

Birçok firmanın batışı bu salgına bağlanacak, işten çıkarmalara salgın bahane olacak. Bunlar zaten olacaktı ama şimdi rasyonalize edilmiş oldu. İnanılmaz miktarda karşılıksız basılan para miktarı yüzünden çöküş kaçınılmazdı. Bu salgın ile işin ucu olmayacak kadar kaçtı. Dünya dijital parası için en hevesli aday pek tabi ki IMF. Bakalım sahneye tam manasıyla çıkmaya hazırlanan yeni nesil kripto paraları alt edebilecek mi?

Çocuklar ihmal edildi. Şimdiki neslin ihtiyaçlarını karşılamayan bir eğitim sistemine mahkumdular. Mevcut okulların kuruluş amacı asker ve işçi yetiştirmek. Oysa artık bu makinaların, bilgisayarların işi. Bizim düşünen, sorgulayan, hayal kuran, yaratıcı bir nesle ihtiyacımız varken biz ne yaptık? Onları tek tipleştirmek için hapishane benzeri binalara kapattık, yarış atı gibi neredeyse körleştirip yarıştırmaya kalktık. Şu an bu salgın sayesinde tüm devletler online eğitime geçiyor hızla. Bakın görün çok kısa zamanda yeni sistem kurulacak.

Kadın konusu, dişil güç konusu hızla gündemimize oturacak. Sanayi devriminin en büyük faturası kadına kesilmişti. Annelik çok konuşulacak. Kadın ve erkeğin sağlıklı bir dünya için el ele vermesi gerekiyor. Eril gücün tek başına dünyayı getirdiği nokta hiç iç açıcı değil. Dişilin acilen duruma el koyması gerekiyor. Burada dişille kast ettiğim şey biz duygusu, merhamet, paylaşım, düşünerek hareket etmek.

Bu dönemde ezberler bozulacak, bütün değerler yeni baştan gözden geçirilecek ve biz daha iyi bir dünya için hep beraber çalışacağız diye umut ediyorum. Çalkantılı, büyük yıkımların olacağı bir dönem ama sonu ferah olabilir.

Sistem İçin Yolun Sonu

Geçen kış yazmıştım devran dönsün artık diye. Dünyanın geldiği noktada tıkandığı çok açık. Duvara dayandık, gidecek milim yer kalmadı. Tüm sistemler çatırdıyor. Çok küçük bir azınlığın keyfi için milyarlar sefalet içinde. Hepimize yetecek kaynak mevcut ama güçlüler hepsi kendilerinin olsun istiyorlar.

Tüm dinlerde, mitlerde, efsanelerde yıkım tufan, kıtlık, salgın, iklim değişimi veya göktaşı şeklinde geliyor. Her seferinde kalan az sayıda canlıyla hayat devam ediyor.Bakalım bizimki ne şekilde olacak?

Sizce hatalarımızı telafi edecek zamanımız var mı? Yoksa devran döndü, geri sayım başladı mı?

Milletvekillerinin Yarısı Kadın Olmalı

Avrupa’da engizisyon mahkemeleri, beş yüz yıl boyunca on binlerce kadını yakarken aynı dönemde bizim, Anadolu Bacıları gibi bir güçlü bir kadın teşkilatımız vardı. Binlerce yıllık kökü olan bu teşkilatın Osmanlı’nın kuruluşuna destek verdikten sonra dağıldığı veya uykuya yattığı söylenir. Kim bilir belki de Kurtuluş Savaşı’nda cepheden cepheye koşturan kadınlarımızın ruhunda canlanmışlardır.      

1919’da, Türk kadınına on beş sene sonra, 5 Aralık 1934’de seçme seçilme hakkı verileceğini, toplum içindeki yeni pozisyonunu anlatsanız kim inanırdı, tepkiler ne olurdu bir düşünün. Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, çağına göre muazzam bir sıçrama gerçekleştirdi. Bugün bize örnek gösterilen İsviçre’den tam 37 sene önce kavuştuk biz seçme ve seçilme hakkına.

Yıl 2019. Bugün on binlerce, yüz binlerce iyi eğitilmiş vatansever kadının on beş senede yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz? Yeter ki birlik olalım ve ne istediğimizi bilelim.

Atatürk ve devrimleri sayesinde, bir trene son anda yetişip bindik. Bugün kalkmak üzere olan hızlı bir tren, belki bir roket… Dünya bu kadar büyük bir değişimin eşiğindeyken bize alternatif olarak sunulanlardan daha iyilerine layık olduğumuzu düşünüyorum.

Eril gücün anlamsız hırsları, açgözlülüğü insanlığı zorluyor ve gezegenin her bir noktasında dişil güç ayağa kalkıyor. Bizim acilen birleşmeye ihtiyacımız var. Tüme varacak zaman geçti, tümden gelmeliyiz. TBMM’de 589 vekilin 102’si kadın. Toplumun yarısını oluşturan kadınların temsiliyet oranı %17. Ana muhalefet partisinin oranı %12. O sandalyelerin, oturmamız için centilmence çekileceğini düşünmek saflık olur. Biz, sandalyelerimize kendimiz oturup, el birliği ile bu ülkeyi layık olduğu şekilde yönetmek için mücadele etmeliyiz.

Bir şeyi kendi çıkarınıza kullanmak isterseniz işleri karmaşıklaştırırsınız. Tıpkı yasalarımızda olduğu gibi. Hakkımız olanı en kolay nasıl alırız? Milletvekili aday listelerini bir kadın, bir erkek veya bir erkek, bir kadın sıralanacak şekilde oluşturarak.

Bir sonraki seçimde listelerin “1 Erkek, 1 Kadın” olacak şekilde hazırlanması için hep beraber, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, sanatçılar her kesimi kucaklayarak kararlı ama esprili bir kampanya yaparak hem güldürsek hem düşündürsek… Mümkün olduğunca çok kişinin, bu talebin ortağı ve savunucusu olmasını sağlasak…      

Bin yılların öğrenilmiş çaresizliğini, kadın olarak sorumluluk alma konusundaki korkularımızı yenmeliyiz. Bu sadece canı pahasına bu toprakları savunmuş atalarımıza, bize muazzam bir gelecek fırsatı sunmuş olan Mustafa Kemal Atatürk’e değil çocuklarımıza, gelecek nesillerimize karşı da borcumuz. Kaybedecek vakit var mı sizce? Gelişenler ve geride kalanlar arasındaki ayrım tarihte görülmemiş ölçüde büyük olacak. Biz bunu görüyorken duruma acilen müdahale etmemiz gerekmez mi? Sorumluluk görende olduğuna göre ya şikayeti bırakıp sorumluluk alalım ya susalım ama şunu bilelim ki tarih susanları ve eyleme geçmeyenleri affetmez.

Sahi Ne Olmuştu Çernobil’de

Bloomberg Businessweek 20 Ocak 2019 sayısında, Tulga Uzan’ın paylaştıkları Çernobil’e farklı bir gözle bakmama sebep oldu. Çernobil Kazası diye hatırlıyoruz ama gerçekten bir kaza mıydı?

Çernobil Santrali, dünyanın en büyük santrali olmaya adayken yanındaki Pripyat, Sovyetler Birliği’nin cazibesi en yüksek kentiymiş. Tamamlanması ile SSCB’nin enerji ihtiyacının büyük bir bölümü karşılanabilecekmiş. Bu sebeple ülkenin en zengin şehri olan Pripyat’a, Sovyetler’in en zeki 50.000 insanı toplanmış. Doğu’nun Silikon Vadisi olmaya aday şehri… O zamana kadar teknoloji de Amerika ile başa baş yarışan SSCB, patlama ile sadece santrali değil en parlak 50.000 beynini de kaybetmiş.

Hiroşima ve Nagazaki bombardımanlarının 100 katı radyasyonun havaya dağıldığı patlamadan, 7,1 milyon insan etkilenmiş. Uzmanlar, 900 sene daha bu etkinin devam edeceğini söylüyor.

Çernobil’deki bu patlama en çok kimin işine yaradı diye düşünüyor insan. Rüzgar ters yöne esse radyasyon Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanabilirdi. Eğer birilerinin bu işte parmağı varsa yakınlardaki bir ülke olmayacağı aşikar. Acaba rüzgar ters yöne esip radyasyon Avrupa’ya ulaşsaydı patlama bu kadar çabuk kaza olarak tanımlanır mıydı yoksa sabotaj ihtimali derinlemesine incelenir miydi?

Egemen güçler, tüm dünyada, medya kanalıyla olan biteni kendi isteğine uygun şekilde eğip bükerek bizlere gösteriyor. Nasıl ülkemizde olanları tamamen farklı şekilde yansıtıyorlarsa aynı şekilde başka ülkelerde olanları da bize yanlı sunuyorlar. Sermaye, çoğu ülkeyi iktidarlar ve orduları kullanarak manipüle etti. Bu işin gittikçe zorlaştığını gördükleri için tek dünya düzenine geçmeye kararlılar. Amaçları halkların, devletlerine karşı güvenlerini sarsmak. Devletlerin içine sızan ajanlarına yaptırdıkları ihanetleri, suistimalleri tek tek ortaya dökmeye kararlılar. Kiralık katile fener tutan azmettirici gibiler. Sömürülen halk isyan çıkartacak, tek tek devletler çökecek. Ondan sonra tek dil, tek para, tek inanç…

La Casa de Papel Mesajları

Bu amaçla kullandıkları en görünen araç şu an Netflix. Diziler mesaj dolu. La Casa de Papel ile kendi paralarını basıyorlar, hükümetlerin karar alırken aslında halkı önemsemediğini göz önüne seriyorlar ve herkesi isyana teşvik ediyorlar.

Böl ve yönet bireye kadar indi. Büyük aileleri çekirdeğe çevirdiler. Ardından bireyselliği pompaladılar. Yalnız ve savunmasız, ekran ve kulaklık arasında kalmış yeni bir nesil… Ne üstüne gelen kamyonu fark edebilir ne alev kendisine ulaşıncaya kadar yangını.

Yapay zeka ile çocuklarımızı bizden iyi tanıyor ve şarkılar, oyunlar, diziler yoluyla beyinlerine format atıyorlar. Bu işleri yapanlar, sadece teknik alt yapı konusunda değil insan ve kitle psikolojisi üzerinde alanının en iyileri. Gençler neleri beğeniyor, nelerden hoşlanmıyor, en kızdıkları kim ya da ne? Hepsini tek tek bilmekle kalmıyor, coğrafi olarak sokak sokak grupluyorlar. Bir gün hepsine en tepkili oldukları konuda yalan haberler yollayacak ve sokaklara dökecekler. Canları pahasına adaleti getirdiklerini zannederken tek dünya düzeninin esiri olacaklar. Bu oyunu bozmak için gençlerle iletişim kurmak zorundayız. Aynen Netflix gibi bir platformda diziler aracılığıyla, oyunlar ve şarkılarla onlara ulaşmalıyız.

Devran Dönsün Artık

IMF Başkanı Lagarde dünya genelinde ekonomik bir fırtınaya hazırlıklı olmak gerektiğini söyledi. Ticari gerginliğe ve ek gümrük vergilerine, finansal sıkılaşmaya, Brexit belirsizliğine ve Çin ekonomisindeki gerilime dikkat çekti.

İçinde olduğumuz savaşın, mali boyutu ön planda ama aslında psikolojik, toplumsal ve biyolojik boyutu da perde arkasında devam ediyor. Batı toplumlarında ilk örneğini Paris’te gördüğümüz sarı yelekliler bakalım bundan sonra hangi şehirlerde ortaya çıkacak.

Amerika, toplumsal olarak çok şiddetli çatışmaların eşiğinde. Meksika Duvarı ile aşağılanan Latinlerden sonra son günlerde sanki Siyahiler sokaklara dökülmeye çalışılıyor. Amerikan yönetimi, yıllardır ülkeleri bölerek yönetti veya yönetmeye çalıştı. İş birliği yapmayan iktidarlara karşı çeşitli provokasyonlarla insanları sokaklara döktü. Bakalım şimdi benzer bir saldırıya uğradıklarında, sokaklarda çatışmalar çıkmasını engelleyebilecekler mi? Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla çok güçlü yalan haber bombardımanı altındalar. Tahminim Rusya ve Çin’in bu işin arkasında olduğu yönünde. Sağ olsun Trump da ateşe benzin dökmekte çok usta gerçi şu sıralar durumun ciddiyetine varıp biraz daha temkinli davranıyor.

Trump görevden alınırsa veya başına bir iş gelirse sempatizanlarını kimse tutamaz. Başına bir şey gelmez ve makamında oturmaya devam ederse sistem bunu kaldıramaz. Anlayacağınız her durumda gelecek pek parlak görünmüyor.

Bizim iş adamları, ekonomistler dışında tüm dünya piyasaları, devletleri sanki doların çöküşüne hazırlanıyor. Yerliler seçimden sonra dolar çok değerlenecek diye naralar atarken yılbaşından beri hisse senedi ve tahvil piyasasına çok ciddi bir yabancı girişi var. Yabancılar tarım arazilerimizi topluyor. Türk lirası 2013’den beri açık ara en fazla değer kaybeden para birimi ama bizimkiler daha da daha da düşecek diyor da başka bir şey demiyor. Kimileri parası varken borcunu ödemiyor, seçimden sonra yükselecek diye dolar alıyor, yükseldikten sonra satar borcumu öyle öderim diyor. Yabancı yatırımcı tam tersi, nedense parasını bugün Türk lirasına çevirip Türk varlıklarına yatırım yapıyor. Bizimkiler neyi gözden kaçırıyor derseniz başlarını kuma gömmüşler, dünyada olup bitenleri takip etmiyorlar.

Marco Polo’nun Eski İpek Yolu Haritası

Ekonomi hızla Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Modern Çağ’ın İpek Yolu adım adım hayata geçiyor. Elbette mevcut düzen çökerken büyük fırtınalar kopacak, toz dumana karışacak. Yeni düzen kurulurken kapışmalar olacak ama nihayetinde daha adil bir dünya için Doğu bir şekilde uzlaşarak ayağa kalkmak zorunda.

Küresel Eşitsizlik Raporu’na göre, 2018’de bir önceki yıla göre dünyanın en fakir kesimi olan 3.8 milyar kişinin toplam serveti yüzde 11 azalırken milyarderlerin toplam serveti 900 milyar dolar arttı. Sadece bir yılda… Tek başına bu rapor bile devran dönsün demiyor mu?

Dünyanın Çivisi Çıktı

Cemal Kaşıkçı cinayetinin azmettiricisi olduğu, Birleşmiş Milletler tarafından bile kabul edilmiş olan Suudi Arabistan veliaht prensi, Foreign Policy dergisi tarafından yılın 40 yaş altı düşünürleri arasında dördüncü sırada. Dergi cinayete rağmen Selman’ın itibarının zedelenmediğini iddia ediyor. Para, çıkar söz konusu olunca hiç bir ahlaki değerin önemi kalmadığını bilirdik ama bu kadar fütursuzca davranılmasına alışık değildik. Yoksa Batı hep aynı Batı. Sadece artık maske takma ihtiyacı duymuyor.

Kimi şu an iklim değişimi dahil bu dönemde yaşananları alamet olarak görüyor. Geçmiş tüm kadim kültürler, ahlak çöktüğünde, insan sayısı doğal dengeyi bozacak kadar arttığında yaşanan büyük yıkımları anlatan hikayelerle dolu. Tufanlar, volkanik patlamalar, depremler, kıtlık, salgın hastalık, meteor çarpması…

En son Kartal’da çöken binayı, beklenen İstanbul Depremi’nin uyarıcısı olarak gören bir tanıdığım var. Bu binaya benzer kaç bina var? Bu binalar yedi şiddetinin üstünde bir depremde ne hale gelecek?

Depremle ilgili bir hayalim var. Keşke bu yaz deprem izleme merkezlerinde önceden hareketlilik fark edilse, şehir boşaltılıp tüm tedbirler alınsa ve kırılma tek seferde gerçekleşse… Ne güzel olurdu deprem stresiyle yaşamaktan kurtulmak. Şehrimizi temizleyip yeniden kursak hatta hayalet gibi duran, içi boş yeni sitelere de evleri yıkılmış olanlar yerleşse… Hayat bize böyle bir fırsat verir mi yoksa hak etmediğimizi mi düşünür bilemiyorum.

Antalya, Hatay, Mersin seralar su altında. Bursa Hali’nde yurtdışından alınan tohumların hastalıklı olduğu iyi mahsul almanın zor olduğu konuşuluyor. Kıtlık kapıda mı acaba?

Komşu ülkelerde H3N2 virüsünden ölenlerin sayısı katlanarak artıyor. İran, vatandaşlarını salgının kaynağı olarak gördüğü Gürcistan’a seyahat etmemeleri konusunda uyardı. Yunanistan, Bulgaristan teyakkuz halinde. Tüm dünyada bu virüsten ölenlerin sayısı hızla artıyor.

Biz büyük hortumları Amerikan filmlerinde görmeye alışıktık. Akdeniz’deki bu yıkıcı, can alıcı hortumlar nereden çıktı?

Artık gerçekten eyleme geçmek zorundayız. Bazı insanların aşırı hırsı, güç saplantısı varlığımızı ölümcül bir şekilde tehdit ediyor. Birçok canlı türünün sonunu getirdik. Eğer bu gözü dönmüş olanları durdurmazsak bizim sonumuz da yakın olabilir.

Amerikan Baharı mı Geliyor

Amerika ve takipçileri bu sefer gerçekten sınırı aştı. Venezuela’da seçilmiş başkanın yerine muhalefet liderini tanıyorum deme cüretini gösterdiler. Dünya üzerinde hangi aklı başında devlet başkanı böyle bir durum karşısında elini kolunu bağlayıp oturur. Acilen birşey yapmazsa bilir ki bir gün sıra kendisine de gelir. Anlaşılan o ki Venezuela bardağı taşıran son damla olacak.

Şu an Trump ve ekibinin gözü hiçbir şeyi görmeyecek kadar dönmüş durumda. Amerikan kamuoyu, başkanını demokrasiden uzaklaşmış, sadece kafasındaki sonuca odaklanan bir diktatör olarak görüyor. Halkın güvendiği eski devlet adamları Trump’dan acilen kurtulmak gerektiğini söyleyen açıklamalar yapıyor. Meksika duvarına onay vermeyen senatoyu kapalı tutarak birçok hizmeti durdurmuş durumda. 800.000 kamu çalışanına bir aydır maaş ödenmiyor. Amerika’da maaşlar haftalık ve iki haftalık ödendiği için en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ailelerin görüntüleri sosyal medyada dolaşmaya başladı bile. Üstelik bir yandan da oğul Trump bu çalışanların bir kısmının işten çıkarılması gerektiğini söylüyor. Tahrik üstüne tahrik anlayacağınız.

Tüm azınlıkları çıldırtmış, kadınları aşağılamış, demokratları karşısına almış çılgın bir adam. Bu adama delicesine bağlı yobaz Evangelistler. Amerika hiç bu kadar kamplaşmamış ve hiç bu kadar provokasyona açık hale gelmemişti. Herkes affetse Rusya, Çin affeder mi?

Sean Pean, Tahrir Meydanı’nda olduğu gibi elinde bayrak Time Square’e çıkar mı?

T

Güneş Doğudan Yükselir

Ne şaşırmıştım haritaların değişebileceğini fark ettiğimde. Tam hatırlamasam da onlu yaşların başlarında olsam gerek. Yani bize öğretilen şeyler değişebilirdi. Birkaç sene sonra bize öğretilen şeylerin yanlış olabileceğini de fark etmiştim. Açıkçası tüm okul yaşamım, beşinci sınıf ve ortaokul yıllarım hariç oldukça sıkıcı, çoğunlukla boşa zaman kaybıydı. Bilgi açlığımı okullarda gidermem mümkün değildi.

Fen Lisesi sınavına hazırlanırken dört senedir beraber okuduğum, gülüp eğlendiğim bazı erkek arkadaşlarımın sömestr tatilinde bir kurs tarafından İzmir’e kampa götürüldüğünü öğrendim. Ön sıramızda oturan, derslerde kıkır kıkır beraber güldüğümüz Orhan bir gün gözüne sürme çekip geldi. Sanki aramıza bir mesafe girmeye başlamıştı.

Arkadaşlarıma ne olduğunu anlayamadım. Ben kendi kendime sınava hazırlanırken neden birilerinin sadece erkek çocuklarını, herhangi bir ücret almadan eğittiğini çözmeye çalışıyordum. Bu arkadaşlarımdan biri uzun yıllar Amerika’da çalıştıktan sonra dönüp kısa dönem İMKB Başkan Yardımcılığı yaptı, 17-25 Aralık sonrası görevden el çektirildi. Bir diğeri anlı şanlı bir Amerikan Bankası’nda ekonomist. Yıllarca, Bloomberg’de demeçlerini izledik.

Terör olayları başladı, askerlerimizin ölümü üzerine halay çeken bazı arkadaşlarıma tepki gösteren bir tek bendim. Ben teröristin ölümüne dahi üzülürken onların bu gereksiz sevinç gösterisi benim için katlanılamazdı. Benim gibi düşünen hiçbir arkadaşım ağzını açmadı, ne yapıyorsunuz siz demedi. Ben de çareyi uzaklaşmakta buldum.

Çillerli yıllar geldi. Eğitim alma şansı olmamış köylü bir amcanın sadece bir organ fazlası var diye babama “Bir avradı da başımıza getirdiniz ya” diye konuşmasını duydum. Kadın istediği kadar dirsek çürütsün, o dönem için bir anlam ifade eden profesör olsun ne gam…

Demirel’e rağmen parti kongresinde parti başkanı seçilerek ilk kadın başbakan olduğunda sevinçten uçuyordum. Evet tecrübesizdi, evet tabii ki hataları oldu. Ama belli ki terörü bitirirken birilerinin ayağına feci bir şekilde basmıştı ki o döneme kadar görülmemiş bir itibarsızlaştırma hamlesiyle alaşağı edildi. Nice erkek bu ülkede gözümüzün içine baka baka ne haltlar ederken biz terör belasını bitirmek üzere olan ilk kadın başbakanımızı afiyetle yedik. Tansu Çiller’i, İstanbul’da tek başına yaşayan, yirmilerinde bir borsacı olarak savunmak için mangal gibi bir yürek gerekiyordu. Bir müddet sonra sustum çünkü boşuna çabaladığımı anlamıştım.

Turkcell gibi bir devi ülkeye kazandıran Mehmet Emin Karamehmet de anlaşılan çıkarlarına hizmet etmemişti ve onu da gazete silahşörleri ile harcamışlardı. Manşete çıkarılanı aşağılamak şehirli, modern Türk’ün en büyük sporu haline gelmişti. Sorgulamak nedense hiç akıllarına gelmedi. Kim sürüydü kim değildi? Ya da bu ülkede kaç sürü, kaç çoban vardı?

Hepi topu beş yıl süren borsa tecrübemde hem kendi hem ülkemin karanlık yüzünü gayet net görmüştüm. Halka açık bir borsa şirketinin karının Kara Yollarına aktarılması, özellikle erkeklerin bir yalan üzerine koca şirketler inşa etmeleri ve batırmaları, ülkeyi emanet ettiğimiz adamların meclisteki güvenoyunu bile beceremeyip 3 ay icra eden hükümetin lav edilmesi…

https://www.tbmm.gov.tr/eyayin/GAZETELER/WEB/MECLIS%20BULTENI/2469_1996_0000_0048_0000/0002.pdf

Dyp-Anap birleşmesi protokolü sonrası neler olmuştu sahi?  

Bunca rezalet sırasında kimse ne oluyor demiyordu. Çıldırmamak mümkün değildi.

Bu yazı daha çok uzar, araları geçip Gezi olayına geleyim. Her nasılsa olayların daha dördüncü gününde, elinde bir reklam ajansının hazırladığı belli olan, çok şık pankartlarla, kulağımın dibinde fütursuzca düdük çalan, güya bir şeyleri protesto ettiğini zanneden, sözde Atatürkçü orta yaşlı teyze, ben senin yüzünden Suadiye’den taşındım. Keşke bu enerjini kendini keşfetmeye harcasaydın.

Şiddet yatışınca, bir hafta kadar sonra ortamı görmek için Taksim’e gittim. Anne ve babaların, yanmış otobüsler üzerinde çocuklarına zafer işareti yaptırtarak fotoğraflarını çekişlerini gördüm. Bu şuursuz insanların çocuklarının beynine neyin tohumunu ektiklerini fark etmeleri imkansızdı. Aynı çocuklar, yıllardır ebeveynlerinin karanlık gelecek senaryoları içinde kendilerini bulmaya çalışıyor.

İmparatorluğumuzun çöküşü sonrasında travma üzerine travmalar yaşadık. Bu uzun ve ızdıraplı süreçte herkes hatalar yaptı, kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Şimdi geçmişe sünger çekip beyaz sayfa açma zamanı. Bugün artık kavgayı bırakıp elele gelecek için çalışma zamanı.

Ben Türkiye’ye inanıyorum. Öldürmeyen şey güçlendirirmiş. Başımıza gelenlerin onda biri bir batı ülkesinin başına gelse ortada bir ülke filan kalmamış olurdu. Tek dişi kalmış canavarın, Anadolu insanının dirayetini, bu toprakların kültürünü alaşağı etmesi mümkün değil. Güneşin doğudan yükseldiğini anlayacakları gün çok yakın, merak etmeyin.