Nasıl Bir Demokrasi

Yaşam biçimlerimiz elimizin altındaki telefonlarla inanılmaz bir şekilde değişti. Artık bilgi her an, her yerde. İletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolay. Sağlık, eğitim, finans, ticaret tüm alanlar bu değişime ayak uydururken siyaset mekanizması yerinde sayıyor.

Demokrasi evet ama nasıl bir demokrasi? Kesinlikle daha katılımcı, daha şeffaf ve hesap sorulabilir.

Birinci soru

Artık bir milletvekiline dört sene boyunca bu kadar yetki vermeye gerek var mı?

İkinci soru

Bu kadar merkezi bir yapıya gerek var mı?

Üçüncü soru

Bağımsız milletvekili kavramı ön plana alınamaz mı?

Öneriler

Yerel yönetimler, şehrimizde veya ilçemizde alınacak kararlar için çok hızlı şekilde kamuoyu yoklaması yapabilir.

Tüm yönetimler yaptıkları işlerle ilgili halkı daha sık bilgilendirebilir.

Halk, kararların bir parçası oldukça toplu yaşama olan güveni artabilir.

Tüm yetişkinler, belli bir süre vatandaşlık görevi olarak kamuda hizmet verebilir. Bu yönetime katılımı arttırdığı gibi vatandaşlık bilincinin gelişmesine katkı sunabilir.

Kamuya güven arttıkça, vergilerin doğru şekilde hepimize hizmet olarak döndüğü görüldükçe vergi gelirleri artar. Herkes vergi verdikçe ve bundan adil olarak yararlandıkça toplumsal huzur ve refah yeşerir.

Tüm gelişmiş ülkelerde çağa uygun yeni yönetimler nasıl kurulabilir, neler denenebilir tartışılıyor. Özellikle gelişen teknolojinin bireysel özgürlüklerimiz üzerinde oluşturduğu tehditlerden nasıl korunabiliriz, çevre dostu ve ucuz enerji kaynaklarını nasıl arttırabiliriz ve bu kaynakları nasıl daha adil paylaşırız öne çıkan başlıklar.

İşin enteresan tarafı tehlikenin en çok farkında olanlar ve bu konuda kaynak ayıranlar yeni teknolojilerden para kazananlar. Para kazanıyorlar çünkü geleceği okuma yetenekleri var ve hem doğanın hem sömürülenlerin intikamının acı olabileceğinin farkındalar.

Gelecek Geldi

Aynı kısır tartışmalar pişirilip pişirilip önümüze konuyor. İnsanlık büyük bir dönüşümün içindeyken, eski model ezbere kamplaşan kitleler, yüksek tonlu atışmalar…

Ne işe yarıyor? Hiç, koca bir hiç. Sadece yerimizde sayıyoruz demek isterdim ama ne yazık ki hızla gerilere düşüyoruz.

İnsanlığın bunca badireden kurtulup hala dünya üzerinde yaşıyor olmasının temel sebebi adaptasyon kabiliyeti ve örgütlenebilmesi. Bugün bilim bize, geçmişte sayısını tam bilemedimiz kadar insan türünün aynı zamanda yeryüzünde yaşadığını gösteriyor. Neden tek türe düştük, bu tek baskın türün özelliği neydi? Dna’mızda hangi insan türlerinin kalıntılarını taşıyoruz? Tekrar büyük bir dönüşümün içindeyken ne kadarımız yola devam edebilecek? Aklı başında olan memleketler bunları düşünüp geleceği planlamaya çalışıyorken biz neler yapıyoruz?

Bu ülkenin acilen yeni bir beyaz sayfa açmaya ihtiyacı var. Özellikle son yüz elli yılımızı tarafsızca, ezberden çıkarak gözden geçirmemiz şart. Yüzyıllarca geniş bir coğrafyaya hükmettikten sonra elimizde kalanla, yeni bir cumhuriyet kurduk. Bunun ağır travmaları elbet olacaktı ama artık bir asır geçti aradan. Halı altına süpürdüklerimiz, görmezden geldiklerimiz, yıllardır düşmanlarımızın bize karşı kullandığı kozlar haline geldi.

Artık geçmişimizle hesaplaşma ve helalleşme zamanı. Sömürgecilerin saldırısı altında dağılan Osmanlı’dan, genç ve bir ülkü etrafında toplanmış modern bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak büyük bir başarıdır. Fakat her büyük başarıda olduğu gibi o kadar kısa zamanda, can havliyle var olma savaşı veren Cumhuriyet’in bazı hatalarının olması da kaçınılmaz.

Açıkça konuşmadığımız her konu çıkar çevreleri, cemaatler, yasadışı örgütler tarafından kullanılıyor ve çarpıtılıyor. Dürüstçe tarihimize bakmamız Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatmak yerine sadece güçlendirir. Hatalarımızdan ders alarak daha güçlü yola devam etmemizi sağlar.

Geçmişin kavgalarını bitirip hızla geleceğe hazırlanma zamanı. Daha doğrusu gelecek kapımıza geldi. Zili çalıp duruyor ve bizi dışarıya, yeni bir çağa çağırıyor. Açıkça görünen o ki geçmişe takılmış tartışanlar zili duymazken kapıyı açıp, yeniye adım atmak kadınlara ve gençlere kısmet olacak. Yolumuz açık, yolculuğumuz keyifli olsun.

Sular Isınıyor

Dijital kuşak ile eski toprak arasındaki savaş geçen hafta Gamestop hissesi ile iyice görünür hale geldi. Aslında kapışmayı “açığa satış” kavramı üzerinden değerlendirmek en doğrusu.

Açığa satış, kısaca elinizde olmayan bir hisse senedini hissenin düşeceğini tahmin ederek satmanız ve tekrar alım yaparak pozisyonu kapamanız işlemi. Aslında ilk çıkış amacı, üretim yapanların piyasadaki fiyat oynamalarına karşı korumak.

Uzun yıllardır açığa satış ne yazık ki temel amacından sapıp tamamen spekülasyon ve manipülasyon aracı haline gelmiş durumda. Zaten tüm piyasalar, vahşi kapitalistlerin paraya takla attırma hırsından ötürü tamamen kontrolden çıkmış vahşi bir at gibi. Bu azgın at artık çatlamak üzere.

Oyun bitti mi gerçekten

Tekrar konumuza dönelim. Gamestop hissesinde bir fon açığa satışa geçince küçük yatırımcılar Reddit’de birleşip toplu halde alıma geçti ve fon birkaç günde 5 milyar dolar zarar etti. Şimdiye kadar küçük yatırımcının zararlarını görmezden gelen, salgın başından beri trilyon dolarla ifade edilen, çalışanlardan zenginlere transfer edilen paranın peşine düşmeyen sistem, 5 milyar dolar için ayağa kalktı. Çünkü ilk kez içlerinden birinin canı yanmıştı. Öyle ki bazı aracılar hissenin alım satımını durdurdu bazıları izin almadan yatırımcıların hisselerini satmaya başladı.

5 milyar dolar küçük gibi görünse de olay mühim. Sistemin maskesi düşerken küçük yatırımcılar birleşerek tek tek hedef aldıkları kurumların canlarını acıtabileceklerini gördüler.

Üstelik yeni teknoloji kurucuları eski sisteme karşı küçük yatırımcının yanında. Dünyanın en zengini ünvanını eline alan Elon Musk bitcoini twitter profiline ekledi, bir yandan açığa satışı sorgulayan paylaşımlar yapıyor. Twitter kurucusu Jack Dorsey zaten uzun zamandır bitcoinin destekçisi ve tüm sistemin şeffaflığı için kafa yoranlardan.

Amerika’nın haraç sistemi Swap’a alternatifler geliyor. Artık gençler 7*24 parayı hareket ettirmek, hareket ederken zamandan ve maliyetten kazanmak istiyor. Eskiye tutunmak isteyenler ortalığa ne kadar korku salmak istese de görünen köy kılavuz istemez.

Bu çağda en çok para kazananlar yeni teknoloji ile uğraşan gençler. Para hızla onların elinde toplanıyor ve eskilerin dediği gibi “parası olan düdüğü çalar.”

Sıçrayış Öncesi Son Hamle

Şu ana kadar okuduklarımdan anladığım, insanlığın, MÖ 12.000-10.000 arası ve MÖ 6.000-4.000 arası iki büyük sıçrayış yaşamış olduğu. MÖ 6000-4000 arası bulunanlardan Sanayi Devrimi’ne kadar geçen sürede kayda değer bir ilerleme yok.

Teknolojik olarak ilerler gibi görünsek de aslında bazı egoist gruplar bu ilerlemenin hızını kendi çıkarları doğrultusunda yavaşlatmış. Misal dünyanın güneş etrafında döndüğü bilgisinin kamusal hale gelmesi neredeyse 2 bin yıl sürmüş. Bu arada çok kelleler uçmuş maalesef.

Bundan yüzyıl önce bilim dünyasında başta Tesla olmak üzere bazı bilim insanlarının daha ucuz enerji, daha çevre dostu materyaller konusunda büyük buluşları saman altı edilmiş. Oysa bugün, o bilgilerle enerjiyi, çevreyi koruyarak çok daha ucuz üretebilirdik.

Şimdilerde konuşulan bir iddia var; güneş sisteminde dünyayı etkileyen 26 bin yıllık bir döngü olduğu; 6.500 yılda bir iklimin, manyetik alanın ve daha birçok şeyin farklı özellikler gösterdiği; bu geçişler sırasında tüm varlıkların bir nevi uyumlanma dönemi yaşayıp büyük sıçrayışlar yaşadığı.

Kimileri bu bilgilerin bir Nato ülkesi sınırları içindeki dini bir merkezde saklandığını söylüyor. O dini merkezin ise kutsalı çarpıtarak dünya yönetimini ele geçirmek isteyenlerin paravanı olduğu hep iddia edilir.

Komplo teorilerini bilemem ama gördüğüm çok açık bir şey var. Matbaa ile bilgi yaygınlaşmış ve bu büyük bir aydınlanmaya vesile olmuştu. İnternet ve yapay zeka çalışmaları bizi yepyeni bir döneme hızla hazırlıyor.

Değişime direnenler yıkıcı erilin temsilcileri ve mevcut düzenden en çok çıkar sağlayanlar. Değişimi hızlandıracak, insanlığı bir sonraki döneme taşıyacak olanlarsa kadınlar ve gençler.

Demokrasinin gerçek anlamda işlediği dünyanın en iyi yönetilen ülkelerine bakın. Hepsinde yönetim son on yılda hızla gençleşti ve kadının ağırlığı arttı. Değişime hızlı adapte olanlar büyük bir sıçrayış gerçekleştirdiğinde geride kalanları bekleyen büyük bir kaos olabilir.

Devrimler sokaklarda değil beyinlerde gerçekleşir. Sokağa çıkmadan bilgiye ulaştığımız, bir tuşa basarak kamuoyu yaratma gücümüzün olduğu bu devirde bizi durdurmak isteseler de ok yaydan çıktı bir kere. Yaptığımız sadece sıçrayışa ivme kazandırmak için geriye çekilmek. İleriye atıldığımız zaman, bunu gerçek bir çekiliş sananların yüz ifadelerini görmek için sabırsızlanıyorum 🙂

Fırtına Öncesi Sessizlik

Herkes biliyor sona gelindiğini. Artık nefesler tutulmuş bekleniyor. Bu bir yılın kapanışından çok daha büyük bir kapanış. İskambilden kule… Yıkımın suçlusu olarak da salgını bahane edecekler.

Altında kalanlar çok olacak ama biz yola devam edeceğiz. Dünyanın her yerinde değişim rüzgarları var. Kadınlar, gençler akın, akın geliyor. Bu değişime ayak uydurmuş erkekler de ön plana çıkmaya başlıyor.

Her birimizin dili, rengi, inancı, kökeni, yönelimleri çok kıymetli. Hepimiz insanlık tarihinin, canlı kanıtlarıyız. Bugüne gelmeyi başardık. Bugünden sonra da kardeş olduğumuzun bilinciyle elele, farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunun farkında, bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara inat doğayı koruyarak dünya cennetinin keyfini çıkaracağız.

Son yıllarda o kadar çok kriz yaşadık ki içimize kapandık. Tüm dünyada yaşananları idrak etmekte zorlanıyoruz. Dünya çok hızlı bir değişim sürecinde. Esnek ve hızlı olanlar büyük avantaja sahip olacak. Seçim yasasını düzenleyip, milletvekili aday listeleri bir kadın, bir erkek olacak şekilde acilen seçime gitmeliyiz.

Aday listelerinde gençlere, bilim insanlarına, yeni teknolojilerden anlayanlara; tarıma, doğaya, tarihe sahip çıkanlara; sosyal sorumluluk projeleri ile elini taşın altına koymuş olanlara yer vermeliyiz.

Seçimden sonra iş başına gelen hükümet, sivil toplum kuruluşlarından da destek alarak tüm sistemi gözden geçirmeli. Gerekirse plan dahilinde yıkıp yeniden inşa etmeli.

Sistemin çökmesi ve otorite boşluğu olması en tehlikeli olan. Maalesef hazırlıksız olan ülkeler büyük kaos yaşayacak.

Biz sistemimizi kendi seçtiğimiz genç, dinamik ve içinde tecrübelilerinde olduğu yeni bir parlamento ile yeni baştan kuralım. Atatürk’ün ve ninelerimizin, dedelerimizin bize emanet ettiği bu cumhuriyeti ilelebet yaşatmak için harekete geçme zamanı geldi.

Çocuklara Dikkat

Yakın zamanlara kadar çocukları ekranlardan uzak tutmaya çalışıyorduk. Şu an ise günde ortalama altı, yedi saat online eğitim alıyorlar. Üstüne üç, dört saat arkadaşları ile görüntülü sohbet edip, oyun oynuyorlar. Hareket şansları azaldı. Yakın mesafeye uzun süre bakmaktan göz sorunlarında büyük artış var.

Esas dikkat edilmesi gerekenler ise iki, üç yaş grubu. Tam sosyalleşmeyi öğrenecekleri yaştalar. O yaşta çocuğa sahip olan annelerin koruma refleksi doğal olarak yüksek olur. Maalesef bu durum önümüzdeki yıllarda ciddi sosyal problemlere, davranış sorunlarına yol açabilir. Acil olarak çocuk gelişimi uzmanlarına tüm halka ulaşacak şekilde televizyon programları yaptırmak ve zararı azaltacak formüller üretmek durumundayız.

Aşırı dezenfektan kullanımı, bağışıklık sisteminin kendisini yeterince geliştirecek alan bulamaması… Bu salgın elbet geçecek fakat şimdiden sonrasında çıkması çok olası sorunlar için tedbir alsak iyi olur.

Mahalle Baskısı

Yapılan tüm anket sonuçlarına göre Amerikan Başkanlık seçimlerinde Biden önde. Geçmişte biz, kamu oyu araştırmalarının çok yanıltıcı olduğu bir seçim yaşamıştık. O dönem, Ak Parti’ye karşı uygulanan mahalle baskısından korkanlar Ak Parti’ye oy vereceğini söylemekten kaçınmış ve bu da anketlerin Ak Parti’nin oyunu gerçekte olduğundan düşük göstermesine sebep olmuştu.

Şu an Amerika’da tam da bizim yaşadığımıza benzer şeyler yaşanıyor. Rengini belli etmeyen Trump taraftarlarından dolayı seçimin başa baş geçeceğini tahmin ediyorum. Hangi aday kazanırsa kazansın fark az olursa zaten iyice kamplaşmış olan seçmenlerin birbirini hile ile suçlama ihtimalleri yüksek. İşin kötü tarafı aklı selim olarak nitelendirilenler bile Trump’a karşı aşırı bilenmiş durumda. Bu seçim Amerika tarihinde görülmemiş olaylara gebe. Bakalım neler olacak?

Amerika gibi dünyanın lokomotifi olan bir ülke kendi içinde ciddi bir kırılganlık yaşarsa güç dengeleri tarihte benzerine şahit olmadığımız bir hızda değişebilir. Türbülans ihtmaline karşı kemerimizi sıkı bağlayalım derim.

Kurtlar Puslu Havayı Sever

Bu blogda olmasını beklediklerimi yazıyorum. Sistemin bu kadar dayanması gerçekten beni şaşırtıyor. Tüm kolonlar sallanıyor, duvarlar patlıyor ama mevcut yapılar hala ayakta durmak için son bir gayretle direniyor ancak artık çok geç. Belki iki bin sonrası, gerçeklerle yüzleşip daha adil bir dünya için eksikleri tespit etseler ve iyileştirici adımlar atsalardı geçiş daha yumuşak olabilirdi ama artık bu tren kaçtı.

Hatırlar mısın küçükken bir oyun oynardık? Ortaya sandalyeler dizilir ve biz müzik eşliğinde dans ederek etrafında dönerdik. Sonra her turda müzik çalarken ortadan bir sandalye kaldırılır, müzik sustuğunda oturacak sandalye bulamayan elenirdi. Oyun en son iki kişi ve bir sandalye kalana kadar devam eder ve o son sandalyeye oturan galip sayılırdı.

Şu anki oyunda bir süredir müzik hiç susmadan devam ediyor. Oyuncular, devletler, şirketler dönerek dans ederken tüm sandalyeler tek tek kaldırıldı. Kimi oyuncular durumun farkında ve kendilerine oturacak başka bir yer arıyorlar, derme çatma da olsa sandalyeler yapıyorlar. Bazıları ise dansa o kadar kaptırmış ki kendini… Orkestra sustuğunda, bakalım neler olacak?

Nuh Tufanı bu sefer ekonomik ve siyasi bir kriz olarak geliyor olabilir. Ermenistan ve Azerbaycan benzeri yıllardır donmuş gibi duran çatışmalar birbiri ardına tetiklenebilir. Dünyayı yöneten kodamanlar kendi başlarının derdine düşmüşken aynı anda belki ittifaklar halinde ve birbirinden haberli çatışmalar, savaşlar silsilesine şahit olabiliriz. Bu toz dumandan faydalananlar da olacaktır muhakkak.

Atatürk’ün, 2023 yılında Türk Devletleri’nin birlik olması yönünde vasiyeti olduğu bir şehir efsanesi mi yoksa doğruluk payı var mı? Azerbaycan’ın hakkını arama zamanlamasıyla Kuzey Kıbrıs’ın kırk altı yıl sonra Maraş’ı açması tesadüf mü? Bakalım eskilerin dediği gibi kurtlar gerçekten puslu havayı sever mi?

Aç Kurtlara Dikkat

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron birkaç senedir her yerden fırlıyor. O kadar köşeye sıkışmışlar ki can havliyle saldırıyor. Macron, tarihe yüzyıllardır dünyayı sömüren bir düzenin sömürecek bir şey kalmayınca nasıl saldırganlaştığının bir sembolü olarak geçebilir.

İngiltere’nin Brexit’ten çıkmak için sene sonunu bekleyecek sabrı bile kalmamışken gerçekten önümüzdeki aylar çok acayip olacak. Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya… İlk iki çeyrekteki inanılmaz küçülmeleri devam ederse, refah ile bir arada tuttukları halkları bu duruma ne tepki gösterir?

Trump, gençlerin bağımlısı olduğu Tik Tok’u yasaklayarak neyi tetikleyebileceğinin farkında değil. Irkçılık karşıtları sokakta, aşı karşıtları sokakta. Bu curcunada bir ergenler eksik görünüyordu; onu da tamamlamaya az kaldı.

Erkeğin İhaneti

Modern insanın bugüne gelmesini sağlayan en önemli vasfı, yemeğini bölüşmesi ve kadın-erkek işbirliğiydi. Yemeğimizi artık bölüşmüyoruz ve erkeğin ihaneti sebebiyle işbirliği de en alt düzeye inmiş durumda.

Kadın, neslin devamını sağlayacak bebeği içinde büyütürken ve sonrasında emzirirken kendi kaynaklarından fedakarlık ettiği için kas gücü olarak erkeğin gerisinde kaldı. Erkeğin bu dönemde yapması gereken tek şey kadını korumak ve beslemekti. Varsa bir yaradan yoksa tabiat, erkeğe kadını ve çocuğu koruma görevini vermişti. Bir zaman geldi ki erkek, bu görevi kötüye kullandı ve kadını, çocuğuyla beraber suistimal etmeye, ezmeye başladı. Yani illa cennetten kovulma sebebi arıyorsanız bundan ala bir sebep var mıdır?

Kadının bin yıllar içinde zorla evcilleştirilmesinin izleri hala üzerimizde. “Batı modern kadını” bile üzerinde yüzlerce yıl boyunca yakılmış hemcinslerinin dumanını taşıyor. Nesillerlerce öğrenilmiş çaresizlik, kariyeri ve gücü olsa bile kadının hala bir adım ileriye atlamasını, hak ettiğini çekip almasını engelliyor.

Halbuki yerkürenin acilen biz kadınlara ihtiyacı var. Yeter artık deyip sorumluluğu üstlenmek, ülkelerin ve uluslararası kuruluşların yönetimlerinde acilen en az erkekler kadar yer almak durumundayız. Hak verilmez alınır ve biliyorum ki beş bilemediniz on yıl içinde olmaz denilen, ütopik denilen birçok şey olacak. Sistem bize olmaz algısı yüklemişti, o algıdan sıyrılmaya başladık ve dönüşüm muhteşem olacak.