Sahi Ne Olmuştu Çernobil’de

Bloomberg Businessweek 20 Ocak 2019 sayısında, Tulga Uzan’ın paylaştıkları Çernobil’e farklı bir gözle bakmama sebep oldu. Çernobil Kazası diye hatırlıyoruz ama gerçekten bir kaza mıydı?

Çernobil Santrali, dünyanın en büyük santrali olmaya adayken yanındaki Pripyat, Sovyetler Birliği’nin cazibesi en yüksek kentiymiş. Tamamlanması ile SSCB’nin enerji ihtiyacının büyük bir bölümü karşılanabilecekmiş. Bu sebeple ülkenin en zengin şehri olan Pripyat’a, Sovyetler’in en zeki 50.000 insanı toplanmış. Doğu’nun Silikon Vadisi olmaya aday şehri… O zamana kadar teknoloji de Amerika ile başa baş yarışan SSCB, patlama ile sadece santrali değil en parlak 50.000 beynini de kaybetmiş.

Hiroşima ve Nagazaki bombardımanlarının 100 katı radyasyonun havaya dağıldığı patlamadan, 7,1 milyon insan etkilenmiş. Uzmanlar, 900 sene daha bu etkinin devam edeceğini söylüyor.

Çernobil’deki bu patlama en çok kimin işine yaradı diye düşünüyor insan. Rüzgar ters yöne esse radyasyon Ukrayna üzerinden Avrupa’ya uzanabilirdi. Eğer birilerinin bu işte parmağı varsa yakınlardaki bir ülke olmayacağı aşikar. Acaba rüzgar ters yöne esip radyasyon Avrupa’ya ulaşsaydı patlama bu kadar çabuk kaza olarak tanımlanır mıydı yoksa sabotaj ihtimali derinlemesine incelenir miydi?

Egemen güçler, tüm dünyada, medya kanalıyla olan biteni kendi isteğine uygun şekilde eğip bükerek bizlere gösteriyor. Nasıl ülkemizde olanları tamamen farklı şekilde yansıtıyorlarsa aynı şekilde başka ülkelerde olanları da bize yanlı sunuyorlar. Sermaye, çoğu ülkeyi iktidarlar ve orduları kullanarak manipüle etti. Bu işin gittikçe zorlaştığını gördükleri için tek dünya düzenine geçmeye kararlılar. Amaçları halkların, devletlerine karşı güvenlerini sarsmak. Devletlerin içine sızan ajanlarına yaptırdıkları ihanetleri, suistimalleri tek tek ortaya dökmeye kararlılar. Kiralık katile fener tutan azmettirici gibiler. Sömürülen halk isyan çıkartacak, tek tek devletler çökecek. Ondan sonra tek dil, tek para, tek inanç…

La Casa de Papel Mesajları

Bu amaçla kullandıkları en görünen araç şu an Netflix. Diziler mesaj dolu. La Casa de Papel ile kendi paralarını basıyorlar, hükümetlerin karar alırken aslında halkı önemsemediğini göz önüne seriyorlar ve herkesi isyana teşvik ediyorlar.

Böl ve yönet bireye kadar indi. Büyük aileleri çekirdeğe çevirdiler. Ardından bireyselliği pompaladılar. Yalnız ve savunmasız, ekran ve kulaklık arasında kalmış yeni bir nesil… Ne üstüne gelen kamyonu fark edebilir ne alev kendisine ulaşıncaya kadar yangını.

Yapay zeka ile çocuklarımızı bizden iyi tanıyor ve şarkılar, oyunlar, diziler yoluyla beyinlerine format atıyorlar. Bu işleri yapanlar, sadece teknik alt yapı konusunda değil insan ve kitle psikolojisi üzerinde alanının en iyileri. Gençler neleri beğeniyor, nelerden hoşlanmıyor, en kızdıkları kim ya da ne? Hepsini tek tek bilmekle kalmıyor, coğrafi olarak sokak sokak grupluyorlar. Bir gün hepsine en tepkili oldukları konuda yalan haberler yollayacak ve sokaklara dökecekler. Canları pahasına adaleti getirdiklerini zannederken tek dünya düzeninin esiri olacaklar. Bu oyunu bozmak için gençlerle iletişim kurmak zorundayız. Aynen Netflix gibi bir platformda diziler aracılığıyla, oyunlar ve şarkılarla onlara ulaşmalıyız.