Sıçrayış Öncesi Son Hamle

Şu ana kadar okuduklarımdan anladığım, insanlığın, MÖ 12.000-10.000 arası ve MÖ 6.000-4.000 arası iki büyük sıçrayış yaşamış olduğu. MÖ 6000-4000 arası bulunanlardan Sanayi Devrimi’ne kadar geçen sürede kayda değer bir ilerleme yok.

Teknolojik olarak ilerler gibi görünsek de aslında bazı egoist gruplar bu ilerlemenin hızını kendi çıkarları doğrultusunda yavaşlatmış. Misal dünyanın güneş etrafında döndüğü bilgisinin kamusal hale gelmesi neredeyse 2 bin yıl sürmüş. Bu arada çok kelleler uçmuş maalesef.

Bundan yüzyıl önce bilim dünyasında başta Tesla olmak üzere bazı bilim insanlarının daha ucuz enerji, daha çevre dostu materyaller konusunda büyük buluşları saman altı edilmiş. Oysa bugün, o bilgilerle enerjiyi, çevreyi koruyarak çok daha ucuz üretebilirdik.

Şimdilerde konuşulan bir iddia var; güneş sisteminde dünyayı etkileyen 26 bin yıllık bir döngü olduğu; 6.500 yılda bir iklimin, manyetik alanın ve daha birçok şeyin farklı özellikler gösterdiği; bu geçişler sırasında tüm varlıkların bir nevi uyumlanma dönemi yaşayıp büyük sıçrayışlar yaşadığı.

Kimileri bu bilgilerin bir Nato ülkesi sınırları içindeki dini bir merkezde saklandığını söylüyor. O dini merkezin ise kutsalı çarpıtarak dünya yönetimini ele geçirmek isteyenlerin paravanı olduğu hep iddia edilir.

Komplo teorilerini bilemem ama gördüğüm çok açık bir şey var. Matbaa ile bilgi yaygınlaşmış ve bu büyük bir aydınlanmaya vesile olmuştu. İnternet ve yapay zeka çalışmaları bizi yepyeni bir döneme hızla hazırlıyor.

Değişime direnenler yıkıcı erilin temsilcileri ve mevcut düzenden en çok çıkar sağlayanlar. Değişimi hızlandıracak, insanlığı bir sonraki döneme taşıyacak olanlarsa kadınlar ve gençler.

Demokrasinin gerçek anlamda işlediği dünyanın en iyi yönetilen ülkelerine bakın. Hepsinde yönetim son on yılda hızla gençleşti ve kadının ağırlığı arttı. Değişime hızlı adapte olanlar büyük bir sıçrayış gerçekleştirdiğinde geride kalanları bekleyen büyük bir kaos olabilir.

Devrimler sokaklarda değil beyinlerde gerçekleşir. Sokağa çıkmadan bilgiye ulaştığımız, bir tuşa basarak kamuoyu yaratma gücümüzün olduğu bu devirde bizi durdurmak isteseler de ok yaydan çıktı bir kere. Yaptığımız sadece sıçrayışa ivme kazandırmak için geriye çekilmek. İleriye atıldığımız zaman, bunu gerçek bir çekiliş sananların yüz ifadelerini görmek için sabırsızlanıyorum 🙂

Milletvekillerinin Yarısı Kadın Olmalı

Avrupa’da engizisyon mahkemeleri, beş yüz yıl boyunca on binlerce kadını yakarken aynı dönemde bizim, Anadolu Bacıları gibi bir güçlü bir kadın teşkilatımız vardı. Binlerce yıllık kökü olan bu teşkilatın Osmanlı’nın kuruluşuna destek verdikten sonra dağıldığı veya uykuya yattığı söylenir. Kim bilir belki de Kurtuluş Savaşı’nda cepheden cepheye koşturan kadınlarımızın ruhunda canlanmışlardır.      

1919’da, Türk kadınına on beş sene sonra, 5 Aralık 1934’de seçme seçilme hakkı verileceğini, toplum içindeki yeni pozisyonunu anlatsanız kim inanırdı, tepkiler ne olurdu bir düşünün. Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, çağına göre muazzam bir sıçrama gerçekleştirdi. Bugün bize örnek gösterilen İsviçre’den tam 37 sene önce kavuştuk biz seçme ve seçilme hakkına.

Yıl 2019. Bugün on binlerce, yüz binlerce iyi eğitilmiş vatansever kadının on beş senede yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz? Yeter ki birlik olalım ve ne istediğimizi bilelim.

Atatürk ve devrimleri sayesinde, bir trene son anda yetişip bindik. Bugün kalkmak üzere olan hızlı bir tren, belki bir roket… Dünya bu kadar büyük bir değişimin eşiğindeyken bize alternatif olarak sunulanlardan daha iyilerine layık olduğumuzu düşünüyorum.

Eril gücün anlamsız hırsları, açgözlülüğü insanlığı zorluyor ve gezegenin her bir noktasında dişil güç ayağa kalkıyor. Bizim acilen birleşmeye ihtiyacımız var. Tüme varacak zaman geçti, tümden gelmeliyiz. TBMM’de 589 vekilin 102’si kadın. Toplumun yarısını oluşturan kadınların temsiliyet oranı %17. Ana muhalefet partisinin oranı %12. O sandalyelerin, oturmamız için centilmence çekileceğini düşünmek saflık olur. Biz, sandalyelerimize kendimiz oturup, el birliği ile bu ülkeyi layık olduğu şekilde yönetmek için mücadele etmeliyiz.

Bir şeyi kendi çıkarınıza kullanmak isterseniz işleri karmaşıklaştırırsınız. Tıpkı yasalarımızda olduğu gibi. Hakkımız olanı en kolay nasıl alırız? Milletvekili aday listelerini bir kadın, bir erkek veya bir erkek, bir kadın sıralanacak şekilde oluşturarak.

Bir sonraki seçimde listelerin “1 Erkek, 1 Kadın” olacak şekilde hazırlanması için hep beraber, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, sanatçılar her kesimi kucaklayarak kararlı ama esprili bir kampanya yaparak hem güldürsek hem düşündürsek… Mümkün olduğunca çok kişinin, bu talebin ortağı ve savunucusu olmasını sağlasak…      

Bin yılların öğrenilmiş çaresizliğini, kadın olarak sorumluluk alma konusundaki korkularımızı yenmeliyiz. Bu sadece canı pahasına bu toprakları savunmuş atalarımıza, bize muazzam bir gelecek fırsatı sunmuş olan Mustafa Kemal Atatürk’e değil çocuklarımıza, gelecek nesillerimize karşı da borcumuz. Kaybedecek vakit var mı sizce? Gelişenler ve geride kalanlar arasındaki ayrım tarihte görülmemiş ölçüde büyük olacak. Biz bunu görüyorken duruma acilen müdahale etmemiz gerekmez mi? Sorumluluk görende olduğuna göre ya şikayeti bırakıp sorumluluk alalım ya susalım ama şunu bilelim ki tarih susanları ve eyleme geçmeyenleri affetmez.